Yaz sıcaklarının artmasıyla birlikte İstanbul'da halk plajları ve Adalar, hafta sonları yoğun ilgi görüyor. Caddebostan Halk Plajı'nda çekilen ve sosyal medyada paylaşılan görüntüler, kamusal alanların kullanımı ve erişilebilirliği üzerine yeni bir tartışma başlattı. Benzer görüntüler Adalar vapur hatlarındaki yoğunluğa ilişkin tartışmaları da yeniden alevlendirdi.
Yaklaşık 16 milyon kişinin yaşadığı İstanbul'da, yaz aylarında insanların neden sınırlı sayıdaki plaj ve vapur hattında toplandığı sorusu önem kazanıyor. Şehir plancıları, bu durumun yalnızca plajlardaki davranış biçimleriyle sınırlı olmadığını, daha geniş bir tabloyu işaret ettiğini belirtiyor. Sorun, kıyıya ulaşmanın ötesinde kıyıdan yararlanma biçimlerini de kapsıyor.
İstanbul Üniversitesi'nden kent bilimci Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamalarda, bu yoğunluğun yalnızca mevsimsel bir hareketlilik olmadığını vurguladı. Giritlioğlu, insanların denize, kamusal alanlara ve rekreasyon alanlarına erişme isteğinin yanı sıra, gündelik hayatın stresinden arınma ihtiyacını yansıttığını ifade etti.
İstanbul Planlama Ajansı'nın (İPA) yayımladığı "İstanbul'da Mavi Kamusallık: Gündelik Hayatta Denizle Temaslar" araştırması, kentin denizle ilişkisine dair önemli veriler sunuyor. Rapora göre İstanbul'un toplam kıyı uzunluğu 647 kilometre. Bu kıyıların yaklaşık yüzde 69'u erişilebilirken, yüzde 12'si yarı geçirgen, yüzde 20'si ise kullanıma kapalı alanlardan oluşuyor.
Araştırma, kıyıların fiziksel varlığının herkesin denize kolayca ulaşabildiği anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. İstanbul'da yaşayanların sadece yüzde 12'si, yani yaklaşık 1,8 milyon kişi, kıyıya yaya olarak 15 dakika içinde ulaşabiliyor. Bu grubun dışındaki büyük çoğunluk, denize ulaşmak için toplu taşıma veya özel araç kullanmak zorunda kalıyor. Kıyıya yaya olarak 30 dakika içinde erişebilenlerin oranı ise yüzde 27.
Prof. Dr. Giritlioğlu, İPA verilerinin, sosyal medyadaki tartışmaları anlamlandırmak açısından kritik olduğunu belirtti. Kent nüfusunun önemli bir bölümünün kıyılara erişimde sorun yaşadığını ve bu nedenle Adalar gibi sınırlı sayıda fırsata yöneldiğini söyledi.
Giritlioğlu, kamusal alanın herkese açık, erişilebilir ve kullanımına sunulmuş bir yer olduğunu hatırlatarak, bunun herkesin istediği gibi davranabileceği anlamına gelmediğini vurguladı. Özgürlüklerin başkalarının özgürlüklerini sınırladığı noktada bittiğini belirten Giritlioğlu, herkesin kamusal alanlardan eşit ve serbestçe yararlanma hakkına sahip olduğunu ekledi. Davranış biçimlerinin ise bu hakkın ayrı bir boyutu olduğunu ifade etti.
Sosyal medyadaki tartışmalarda kamusal alanın kime ait olduğu sorusu öne çıksa da, asıl meselenin bu alanların herkes için gerçekten eşit biçimde erişilebilir ve kullanılabilir olup olmadığı olduğunu belirtti. Kıyıların varlığı kadar, kıyıya erişim ve kıyıdan yararlanma biçimlerinin de kamusal bir hak olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. İstanbul'da Galataport gibi projeler ve özel kullanıma ayrılmış yapılar nedeniyle bazı kıyı alanlarının fiilen kullanılamadığına veya erişimin zorlaştığına dikkat çekti.