Türk sinemasının deneyimli yönetmen ve senaristlerinden Murat Şeker, sektörün mevcut durumuna dair önemli açıklamalarda bulundu. Yeni filmi Çakallarla Dans 8: Şututgart Çıkarması hakkında konuşan Şeker, Türk sinemasının genel durumu ve karşılaştığı zorluklar hakkında çarpıcı tespitlerde bulundu.
“Çakallarla Dans” Serisi ve Toplumsal Ayna
Serinin sekizinci filmiyle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanan Şeker, bu durumun kendileri için büyük bir gurur kaynağı olduğunu belirtti. 16 yıllık bir serüvenin ardından Türk sinema tarihine geçtiklerini ifade eden Şeker, “Çakallarla Dans” serisinin aslında Türkiye'deki sınıf çatışmalarının ve toplumsal hareketlilik arzularının bir yansıması olduğunu vurguladı. Serinin, özellikle alt sınıflardaki gençlerin sınıf atlama çabalarını ve bunun için göze aldıklarını anlattığını kaydetti. Şeker, son yıllarda artan genç suç çeteleri gibi toplumsal gerçekliklerin, serinin güncelliğini korumasında önemli bir rol oynadığını dile getirdi.
Yeni filmde operasyonun Avrupa'ya taşındığını ve Nur Sürer'in canlandırdığı “Yenge” karakterinin öncülük ettiği insan kaçakçılığına Türk kahramanlarının dahil olmasıyla hikayenin “Şututgart Çıkarması”na evrildiğini aktardı.
Sinema Sektörünün Kurumsallaşma Sorunu
Türk sinema sektörünün kurumsallaşma konusunda yetersiz kaldığını belirten Şeker, sektörün zirve yaptığı 2015-2018 döneminin iyi yönetilemediğini söyledi. Bu dönemde yaşanan ve kamuoyunda “popcorn krizi” olarak bilinen bilet ve menü kampanyaları nedeniyle yapımcılarla sinema zincirleri arasında yaşanan anlaşmazlıkların, Türk sinemasına ilk darbeyi vurduğunu ifade etti. Şeker, Türk sinemasının genellikle yapımcıların ve yönetmenlerin üstlendiği yüksek riskler üzerinden ilerlediğini, Avrupa'daki benzerlerine göre devletten yeterli desteği alamadığını belirtti. Gişe sineması yapanların kendi öz kaynaklarıyla, hatta evlerini ve arabalarını ipotek ederek üretim yaptıklarını sözlerine ekledi.
2018'den bu yana süregelen çalkantılı sürecin pandemiyle daha da derinleştiğini ve çok sayıda sinema salonunun kapandığını belirten Şeker, film ve salon sayısındaki azalmaya dikkat çekti. Şeker, Amerikan platformlarının Türkiye'deki yerli yapım kapasitesini düşürerek üretim yapmayı zorlaştırdığını ve bu durumun yaklaşık 25-30 yıldır Türk sinemasının Amerikan sinemasına karşı elde ettiği seyirci üstünlüğünü geçen sene itibarıyla kaybetmesine neden olduğunu savundu. Şeker, bu üstünlüğü geri kazanmak için mücadele edeceklerini ve herkesi Türk sinemasına sahip çıkmaya davet etti.