İstanbul'un eşsiz Boğaz manzarası eşliğinde 38 yaşındaki milli sporcu Fatma Uruk ile bir araya gelindi. Uruk, bir sonraki büyük hedefinin İstanbul Boğazı'nda dünya rekoru kırmak olduğunu belirtti.
Denizle iç içe büyüdüğünü belirten Uruk, spora olan ilgisinin çocuk yaşlarda başladığını söyledi. Sualtına ilk daldığı an hissettiği özgürlük ve yerçekimsiz ortamın kendisini bu spora bağladığını ifade etti. İlk lisansını denizden uzak bir şehir olan Ankara'dan aldığını ve 17 yaşında milli takıma seçildiğini anlattı. Ailede atletik yapılı kişilerin bulunduğunu ve kuzenlerinin de farklı spor dallarıyla ilgilendiğini sözlerine ekledi.
Yarışmalara hazırlık sürecinde bireysel rekabetin ve kendini dinlemenin önemine değinen Uruk, yarış öncesi sporcuların farklı hazırlık yöntemleri uyguladığını belirtti. Kendi hazırlık yöntemi olarak antrenörünün ses kayıtlarını dinlediğini ifade etti. Serbest dalışın zihinsel hazırlık gerektirdiğini vurgulayan Uruk, antrenmanın 1,5-2 saat sürdüğünü, kendisini toparlamasının da aynı süreyi aldığını ve bu nedenle günde toplamda 4 saatlik bir hazırlık süreci geçirdiğini söyledi. Suyun altındaki yalnızlığın kendisi için bir mücadele alanı olduğunu belirtti.
Mısır'da katıldığı uluslararası turnuvada yaşadığı bir anıyı paylaşan Uruk, ilk gün ağırlıklarını unuttuğunu ve dönme imkanı bulamaması üzerine iki farklı ülkeden sporcuların yardımıyla 70 metreye daldığını aktardı. Kaş'ın berraklığı nedeniyle kendisini en çok etkileyen dalış noktası olduğunu ve Türkiye'nin bu konuda ilk sırada yer aldığını belirtti. Meksika'da tatlı suda ilk dünya rekorunu kıran sporcu olarak da bu ülkenin kendisi için özel bir anısı olduğunu dile getirdi.
Bu sporda en büyük motivasyonunun, bir kişiye dahi 'Ben de yapabilirim' ilhamını verebilmek olduğunu söyleyen Uruk, spor psikoloğunun desteğiyle mental gücünü geliştirdiğini ve serbest dalışta başarının mental kuvvetle doğru orantılı olduğunu vurguladı. Önündeki hedefinin, 1,5-2 ay sürecek ve deniz, havuz ile kara antrenmanlarını bir arada yapacağı önemli bir kamp olduğunu belirtti. Kamp sonrası Güney Amerika'da yarışacağını ve hayalinin Asya'da, özellikle Japonya'da dalmak olduğunu sözlerine ekledi. İstanbul Boğazı'nda dünya rekoru kırma hayalini de yineledi.
Türk kadınlarının ve genç sporcuların kendine güvenmesi gerektiğini belirten Uruk, farklı ülkelerde farklı sporcularla bir araya geldiğini ve Türk kadınının başaramayacağı bir şey olmadığına inandığını ifade etti. Sporun özgüven meselesi olduğunu ve Türk kadınlarının güçlü ve kabiliyetli olduğunu vurguladı.
Spor dışındaki hayatından bahseden Uruk, yemek yemeyi sevdiğini ancak hazırlamayı çok tercih etmediğini belirtti. ODTÜ Ekonomi mezunu olduğunu ve finansı hobi olarak takip ettiğini söyledi. Voleybol ve basketbol gibi büyük endüstrilere sahip branşların daha fazla imkâna sahip olduğunu, serbest dalışın ise daha yalnız bir branş olduğunu ve bu nedenle organizasyonel süreçlerde de yer aldığını dile getirdi. Kitap okumayı ve yazmayı sevdiğini, bir dönem keman çaldığını da ekledi.
En çok dalış malzemelerine para harcadığını belirten Uruk, en pahalı 'elbisem' dediği dalış elbisesinin kendisi için büyük önem taşıdığını ifade etti. Ekipmanların pahalı olduğunu ve giyimine dikkat ettiğini, bir elbisenin kötü görünmesinin performansını olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Aynaya bakmadan performansa girmediğini ve iyi hissetmenin tekniğini de geliştirdiğini belirterek, dalış elbiselerini özel olarak tasarlattığını sözlerine ekledi.